Tüketiciye de iyzico | KPMG | TR

Tüketiciye de iyzico

Tüketiciye de iyzico

Ekonomiyi büyük verinin yönetmeye başladığı çağda pırıltılı bir startup iyzico… KPMG ve H2 Ventures’ın hazırladığı geçen yılki Fintech 100 listesine giren tek Türk şirketi oldu. Henüz beş yaşındaki iyzico’nun sıra dışı başarısını kurucusu ve CEO’su Barbaros Özbugutu’dan dinledik.

İlgili içerik

Tüketiciye de iyzico

Teknolojinin izini süren, fırsatları gören, ‘doğru yer ve doğru zaman’ denklemini kuran girişimci hikayelerinin en güçlülerinden biri iyzico… Almanya’dan cebinde bir fikirle Türkiye’ye gelmek, o fikre inanmak ve onu gerçek kılmak için sistemin oyuncularını aylarca iknaya çalışmak, cebinden çıkarıp büyüttüğü bir fikirle beş yılda dünya devleri sıralamasında ilk 100’e girmek, tek bir tohumdan koca bir orman yaratmak… Hızla büyüyen e-ticaret dünyasına ödeme sistemi çözümleri sunan iyzico dünyasının kurucusu Barbaros Özbugutu, iş hayatına bakışını ‘önemli olan bir kültür yaratmak’ diye özetliyor. Özbugutu ile arkadaşlarının finans ve teknoloji dünyasına kazandırdığı iyzico, üç haneli büyümelere imza atarak e-ticaret dünyasında 4,5 milyon kişiye ulaşmış. Hedef, iki yılda 10 milyonu bulmak. 2018, dünyada sektöre adını duyuran bir startup'ın Türkiye’de bireysel tüketiciyle de tanıştığı yıl olacak.

Fintech 100’deki tek Türk şirketi oldunuz 2017’de… Kendinizi ve iyzico’yu nasıl kurduğunuzu anlatır mısınız? Kuruluşunuzdan çok kısa süre sonra böyle bir başarı nasıl geldi?

Ben Almanya’da Nürnberg’de doğdum büyüdüm. Bremen’de, Hamburg’da yaşadım. Eğitim sürecim ilginç, yüksek liseyi bitirdikten sonra ekonomi okumak üzere iki kez üniversiteye başladım. Her şey çok teorik geldi, anladım ki bana göre değil, çalışmaya başladım. Avrupa’nın en büyük telekomünikasyon şirketlerinden O2’da 7 yıl, dünyanın en büyük e-ticaret ve ödeme sistemi şirketlerinden Firstdata’da 5 yıl çalıştım. Sonra alternatif ödeme şirketlerinden Klarna’ya geçtim. Almanya pazarından sorumlu ülke müdürü olarak başladığım Klarna’da girişim dünyasıyla tanıştım. Yaşım 30’du, beni ‘tecrübeli’ kişi olarak ekibe dahil ettiler ve sistemin Almanya yapısını oluşturmam için 3 milyon Euro’luk bütçe verdiler. Dediler ki ‘İsveçli bir şirketiz, çok genciz, dinamiğiz ve Almanya’ya açılmak istiyoruz. Bu 3 milyon Euro’yu al, Almanya operasyonunu kur.’ Ben iş hayatında yapılabilecek tüm hataları o 3 milyon Euro ile yaptım. Çok şey öğrendim.

Neler mesela?

Kurumsal bir hayattan startup dünyasına geldiğinizde yaşadığınız en büyük şey birden karar verebilmeniz. Ama kararınızın sorumluluğunu da üstlenmeniz gerekiyor. Her gün yüzlerce karar vermek zorundasınız. Küçük adımlarla şirketi her gün daha ileriye taşımanız gerekiyor. O yüzden Klarna, çalıştığım sürece benim için inanılmaz bir okul oldu. Orada küçük dinamik bir yapıda, üretmeyi seven bir ekiple neler yaratabileceğimi gördükten sonra İsveçli bir şirketin oluşumunda yer almaktansa Türkiye’de kendi şirketim için çalışmak bana daha doğru geldi.

Ve böylece iyzico fikri mi doğdu?

Evet, yıl 2011-2012, Almanya’dayız. Ben Klarna’dayım. iyzico’nun kurucusu arkadaşım Tahsin Işın’ın kendi şirketi var. Aynı dönem Türkiye’de e-ticaret hayli hızlandı. Büyük şirketler Türkiye’ye yatırım yapmaya başladı. Şirket satın almaları oldu. Biz de takip ediyoruz, Türk olduğumuz için epey heyecanlandık. Ödeme işlemleri nasıl çözülüyor diye baktık ve burada ne kadar ciddi bir problem olduğunu gördük. Google’a ‘sanal pos nasıl alınır’ diye yazdık, milyonlarca sonuç çıktı, herkes ‘bankada çalışan akrabası olan var mı, bize POS vermiyorlar’ diye yakınıyordu.

Siz Google’a sorarak mı başladınız yani?

Evet, bir şekilde öyle başladık diyebilirim. Analiz sürecinde problemler ortaya çıktı. Bankalar POS dağıtımını şubeleri üzerinden yapıyordu ve şubeler aslında onun üzerinden geçen hacmin riskiyle de yüz yüzeydi. Sistem şöyleydi; siz bir dükkan açacaksınız, POS için başvuruyorsunuz, banka ‘Dükkanı aç, işler bir otursun, ben gelip seni iş yerinde ziyaret edeyim, her şey yolundaysa sana POS veririz’ diyor. Online’da iş yapmak isteyen birisi geldiğinde bu sistem çalışmıyor, çünkü online’da nakit yok, kredi kartıyla ödeme alması gerekiyor, önce POS lazım. Böylece biz şunun farkına vardık; Türkiye’de 2,5 milyon KOBİ var ve o gün sadece 27 bin tanesi dijital ortamda ödeme kabul edebiliyordu. KOBİ’lerin dijitalleştiği süreçte ödeme kabul etmeyi çözemezseniz işi sürdürebilmeniz mümkün değil.

Bu tablo karşısında bir kurguyla yola çıktık. Bu yapı içinde banka sisteminin üzerine bir sistem kursak, banka alt yapısını buraya bağlasak, bunu güvenilir hale getirsek, dijital ortamda ödeme kabul etmek isteyenlere bu hizmeti sunsak… Bu fikir bize çok mantıklı geldi, ‘acaba başkalarına nasıl geliyor’ diye merak ettik. Firstdata’da çalıştığım yöneticimi arayıp anlattım. İlgilendi, iki görüşme sonra o gruptan 1 milyon dolarlık yatırım sözü aldık. Ve ben Klarna’dan ayrıldım, Tahsin şirketini devretti. Çantalarımızı aldık, İstanbul’a geldik.

Klarna ne oldu?

Klarna o zaman 80 kişilik bir startup'tı. Şirket değerlemesi 300 milyon dolar civarındaydı. 2,5 yıl sonra ayrıldığımda 950 kişiydik, 1,2 milyar dolarlık bir şirketti. Şu anda bin 400 kişi çalışıyor ve değeri 2,5 milyar dolar…

İstanbul’a geldiniz, nasıl başladınız işe?

Türkiye’ye geldiğimizde gözümüze batan şöyle bir görüntü vardı; bir tezgah ve tezgahın üzerinde 6-7 tane POS cihazı, taksitlendirme yapılıyor filan. ‘Türkiye’de neden böyle’ dedik. Çünkü yurt dışında böyle değil. Hazırlığımızı yaptık, bankalarda görüşmeye başladık. Çünkü önce bankaların buna tamam demesi gerekiyordu. İkna süreci tam 10 ay sürdü. Geldikten 10 ay sonra ilk banka bu sisteme dahil olmayı kabul etti. Şöyle şeyler oldu; ailem henüz Almanya’da olduğu için ben her Cuma Almanya’ya gidiyorum, Pazartesi geliyorum, hemen bankaları arıyorum, şubelere gidiyorum konuşuyorum. Benden kurtulamadıklarını görünce ‘Bu adama verin POS’u da ne yapıyorsa yapsın’ diyenler olmuş. Yani bazı POS’ları sadece işin arkasını bırakmamakla aldık.

Otelden masaya, masadan ofise

Otelden mi yönetiyorsunuz bu sürede işi?

Evet, İstanbul’a gelince 4. Levent’te bir otele yerleştim, uzun süre otelde kaldım. Almanya’da çok iyi giden bir hayatımız vardı. Ama şu da gerçek; kendinizi geliştirmek istiyorsanız konfor alanının dışına çıkmalısınız. Şirketi 2013’te kurduk. İş biraz yoluna girmeye başlayınca bir ortak çalışma alanında masaya geçtim. Yani otelden masaya transfer oldum. Sonra Bostancı’daki ofisi kurduk, oradan da Göztepe’ye geldik. Şu sıralar Altunizade’de yeni ofise geçme hazırlığındayız.

2013’te POS’ları aldınız, sonra?

Çetin mücadele… Çünkü banka nezdinde onların şubesine girip dükkan açmak isteyen birisiniz. Ben bu işi yüzlerce şirket için yapacağım, para toplayacağım, güveni oluşturmak çok önemli. Ama inandığınız ve arkasını bırakmadığınız zaman o büyük şirketler, onlar için yaratabileceğiniz değeri görüyor. İlk bankadan sonra diğer bankaların dahil olduğu bir yapıyı adım adım oluşturduk. Şu anda 15 bine yakın üye işyerimiz var. Geçen sene sistemimiz üzerinden 2 milyar TL’nin üzerinde işlem hacmi gerçekleşti. 2016’dan 2017’ye yüzde 150 büyüdük. 2018’de de üç haneli bir büyümeyi devam ettireceğiz.

Türkiye’ye gelirken böyle bir grafiği öngörmüş müydünüz?

Hayır, hiçbir şekilde öngörmemiştim.

Üç haneli büyüme pek rastlanan bir şey değil, kendinize bir süre tanımış mıydınız peki?

Proje aşamasında şunu dedik; ‘kendimize altı ay zaman verelim, 2012’nin sonuna kadar yatırım alabilirsek devam edelim yoksa bırakalım.' İster istemez hedefler oluyor ama geriye baktığımda ‘2018’de iyzico 110 kişinin çalıştığı bir şirket olacak’ diye hiç düşünmedim açıkçası.

Sokağa çıkacağımız bir yıl olacak

2018 ajandanızda neler var?

2018’de, geçen yıl lansmanını yaptığımız yeni ürünlerimizin piyasaya adaptasyon süreçlerine odaklanacağız. Çok hızlı büyüyen bir flagship’imiz var; iyzipos. Tüm kredi kartlarına online satış yapmayı sağlayan aslında tüm POS’ları tek platformda birleştiren bir sistem… Çünkü Türkiye’de dijitalleşme devam ediyor. 2,5 milyon KOBİ’miz var, dijital ortamda satış yapabilenlerin sayısı 27 binden 70 bine yükseldi. Burada organik bir büyüme var ve devam edecek. Bu büyümeyi, pazar payına sahip bir şirket olarak kendi lehimize kullanabiliyoruz. Bu ilk büyüme alanımız. İkinci büyüme alanı iyzilink. Her yerden online ödeme alma imkânı veriyor. Böylece sadece şirketlerin değil bireylerin de sosyal medyada yapacakları satışları kendi platformumuz üzerinden yürütebileceğiz.

Ayrıca korumalı alışverişle başlayan ve artık tüketiciye de dokunan bir tarafımız olacak. Tüketici tarafında dijital ortamda veya internetten alışveriş yaparken bazı çekinceleri var insanların. Dijitalde ürün satın aldığı şirkete güvenmiyor mesela. Bunu alırım ama paketin içinden telefon değil elma çıkarsa ne yapacağım? Diğer yandan uzun hukuk süreçlerine girme riskini de tercih etmediğinden ‘En iyisi elimle dokunabildiğim ürünü güvendiğim esnaftan alayım’ deyip çözüyor kendince. Biz geçen seneki araştırmamızda bunun farkına vardık ve ‘tüketici tarafında internetten alışverişi güçlendirmek istiyorsak orada güvenilir bir üçüncü parti oluşması lazım’ dedik. Çünkü müşteri satıcıya, satıcı tüketiciye güvenmiyor. İkisinin arasında bir kurum olmalı. Sunduğumuz hizmette ‘ben riski üstleniyorum, siz alışverişi yapın, alıcı tamam derse parayı satıcıya vereceğim’ diyorum. Korumalı alışverişte şu an 450 tane mağazada bu üçlü kurguyu oluşturduk.

Nasıl işliyor bu sistem?

Tüketici alışveriş yaparken korumalı alışverişi işaretliyor, alışverişte para bize geliyor, biz onu korumalı hesaba koyuyoruz, tüketici alışveriş sürecinden memnunsa ödemeyi satıcıya yapıyoruz. Tüketicinin en çok korktuğu ‘param yanar mı, ya ürünü iade edemezsem’ gibi sorular böylece ortadan kalkıyor. Bu alan inanılmaz büyüyor. Daha güvenilir, insanların kendilerini rahat hissettikleri bir alışveriş ortamı... Bu güçlendireceğimiz bir çözüm olacak. 2018, sokağa çıkacağımız bir yıl olacak.

10 milyon kişiye dokunacağız

Teknoloji çok hızlı ilerliyor, e-ticaret hızlı gelişiyor. Doğru bir zamanda doğru bir iş yapıyorsunuz diyebilir miyiz?

Tam olarak bu… Dijital ticarette Avrupa veya ABD’nin 10 sene gerisinden geliyoruz. 10 sene önce dijital ticarette şöyle bir yapı vardı; bir e-posta adresi oluşturuyordunuz, satış yapmak istiyorsanız web’de bir dükkanınız oluyordu ya da e-bay, Amazon gibi yerlere çıkıyordunuz. Çünkü dijital ortamda satış yapma araçlarınız bunlardı. Aradan 15 sene geçti ama şu anda hâlâ aynı araçlarla insanları dijital ticaret yapmaya itiyoruz, yine bir web dükkanı aç, bir pazar yerinde hesap aç…

Eskiden e-posta adresiyle dijitalleşirken şu an Instagram hesabıyla ve Whatsapp’tan dijitalleşiyorum. Ve bu çok daha mobil bir dünya… Dünya bu kadar değişmişken araçların aynı kalması bize garip geldi, yeniliğe ihtiyaç vardı. Büyümeyen bir dijital ticaret dünyasından konuşuyoruz Türkiye’de. Demek ki doğru araçlar değil, bizim yeni araçlar oluşturmamız lazım. Bu iyzilink ile başlayan bir kurguydu. iyzilink ile şunun farkına vardık; satış yapan 850 bin tane Instagram hesabı var. Ciddi problemler yaşıyor. Instagram’dan resim görüyor, yazışıyor, telefon numarası veriyor, Whatsapp’a geçiyor, adresi gönderiyor filan sonra kapıda ödeme, iadede para problem, sağlıklı bir yapı değil ama ticaret artık orada dönüyor. iyzilink kolay, hızlı, güvenilir alışverişi tamamlayan, bu süreci yönetebileceğiniz bir araç ve potansiyeli hayli büyük.

Ödeme şirketleri neden tercih ediliyor?

Bence iyzico ödeme kabul etmeyi çok daha demokratik bir hale getirdi. Maslak’tan da Trabzon’dan da iyzico.com’a girip, kolayca hesap açıp dünyanın her yerine satış yapmak mümkün. Bu, teknolojiyi kullanarak ödeme kabul etmeyi demokratik hale getirmek demek. iyzico’yu Türkiye’nin 78 ilinden ve KKTC’den kullanan müşterilerimiz var. Son üç sene içinde 4,5 milyon kişiye dokunduk. Türkiye’de e-ticaretin hedef kitlesi 10 milyon kişi. Yani hedefin yüzde 50’sine ulaştık, seneye bu yüzde 70’e çıkar sonra da yüzde 100’ü buluruz.

Biraz da yapay zeka uygulamanızdan söz edelim mi?

Frauctive! Yaptığımız iş; birisi web sitesinden bir şey alıyor, ödeme geliyor, biz ödemeyi bankalara götürüyoruz, banka onayından sonra üye işyerine dönüyoruz, satış gerçekleşiyor. Bu süreçte sahtekarlık çok önemli bir hale geldi. Yeni teknolojilerle birlikte 2,5 yıl önce bir adım attık, bu olayı yapay zeka ile çözebilir miyiz dedik. Geçen yıl bizim üzerimizden 12 milyon tane işlem geçmiş, 100 milyon işlem geçtiği zaman bu sorunu manuel yönetmemiz mümkün olmayacak. Yapay zeka kurgusunda; tüm işlemleri bu sisteme atıyorsunuz, bunlardan bazıları sahtekarlık. Sistem çalışıyor ve makine öğrenimi algoritmasıyla yavaş yavaş iyi işlem nedir kötü işlem nedir öğrenmeye başlıyor. Bir süre sonra kişinin bu alışverişi kendi kartıyla mı çalıntı kartla mı yaptığını algılıyor. Ondan sonra manuel sürece geçiyoruz, çalışanlarımız tüketiciyi arıyor, bu kredi kartıyla alışveriş yaptınız mı diye soruyor. Yapmamışsa işlem hemen iptal ediliyor. Verimli ve hızlı bir sistem.

Türkiye 10 senede dijitalleşmeli

Türkiye’de e-ticaretin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Çok hızlı büyüyecek. Biz sadece katalizör olarak daha çok hız verebilir miyiz buna bakıyoruz. Dünyada e-ticaret, toplam perakende satışın yüzde 10-12’sine ulaştı. Türkiye’de ise yüzde 3’ün altında. Burada organik şekilde büyümemiz gereken bir dünya var. Yeni jenerasyon zaten dijital çocuklar. Onların offline dünyada bir banka şubesine gitmesini ya da bir müzik marketten CD almasını beklememeliyiz. Her şey tamamen dijital olacak. Bunu başarmak için önümüzde 5-10 sene var. Bu sürede Türkiye’yi dijital hale getirmemiz lazım. Onun için herkes elini taşın altına koyup bu sürece katılmalı. Biz yapmazsak Netflix, Google, Facebook gibi şirketler gelip Y jenerasyonunun payını yani bu ülkenin potansiyelini alacak.

iyzico’da hatayı severiz

‘Her şeyin yoluna girdiği’ bir dönemde misiniz şimdi?

Hayır girmedi. Şöyle; o kadar hızlı hareket ediyorsunuz ki ister istemez bazı şeyler bozulabiliyor. Şirkette bir kültürümüz var; ‘hata, iyzico’da severek yaptığımız bir şeydir’. Hatalarımız üzerinde konuşuruz, her aylık toplantımızda bir arkadaşımız çıkıp yaptığı hatayı, şirketi nasıl etkilediğini, bu hatayı nasıl fark ettiğimizi, nasıl telafi ettiğimizi ve bu hatanın tekrar olmaması için nasıl önlemler aldığımızı anlatır. Ben hep şunu diyorum; ‘Hata yapmıyorsanız limitlerinizi zorlamıyorsunuz demektir’. Şirketin büyümesi için hata yapılması gerektiğine inanıyorum.

Hızla ve yükselişle geçen beş yılda ‘Bu iş bitti, artık çıkış yok’ dediğiniz bir an oldu mu?

Evet, 2014 sonuydu, sistem veritabanımız silinmiş miydi hatırlamak bile istemiyorum ama sonuç şuydu; tam dört saat ödeme alamadık. Ödeme alamamak, bizimle çalışan tüm şirketlerin satış yapamaması demek. O süre içinde tecrübelerime dayanarak ‘Tamam bu iş bitti’ dedim. Dört saat çalışmayan bir ödeme sisteminin geleceği yoktur.

İnsan hatası mıydı?

Evet, bir arkadaşımız öyle bir şey silmiş ki onu geriye getirmemiz hayli uzun zamanımızı aldı ve o geriye gelmediği sürece de ödeme kabul edemedik.

Nasıl çözdünüz peki?

İletişimle çözdük. Ben bu olaya tamamen Alman düşünce sistemiyle yaklaştım. Oysa Türkiye’de hataya karşı hoşgörü daha geniş ve bu avantajımız oldu. İletişimi doğru yaptık, müşterilerimizden hatayı saklamak yerine açık ve net olarak bilgi verdik. Bir karar aldık, ‘kaybınızı karşılayacağız’ dedik. Hizmet veremediğimiz sürede yaptıkları ciroyu kendi bütçemizden karşıladık. Böylece hatamızı telafi edebildik. Yaptığımız büyük hatadan şunu öğrendik; bu işin en kilit noktası BT altyapısı. İstediğiniz kadar iyi ürün yapın, istediğiniz kadar büyük olun BT altyapısı çalışmazsa bir işe yaramaz. Ve bu işin arkasından yaptığımız yatırımlarla bence şu anda Türkiye’nin en uptime dediğimiz ‘ayakta’ ödeme altyapısını oluşturduğumuza inanıyoruz. Geçen sene yüzde 99,99’la çalışan bir yapı. Aslında downtime süresine bakarsak bütün senede 11 dakika gibi bir kesinti var toplamda. Keşke bu hatayı yapmadan sağlam bir altyapıya geçseydik ama hatadan sonra dersimizi alıp Türkiye’de bu alanda en iyi BT altyapısına sahip şirket olduk.

Alman disiplini ve Türk hoşgörüsü dediniz, bunun nasıl bir yeri var hayatınızda?

Yurt dışında yaşayan nesle hep sorulur; ‘iki kültür arasında büyümek zor mu?’ Ben bunu hayatımda başıma gelebilecek en güzel şey olarak tanımlıyorum çünkü iki farklı kültürle büyüyorsanız ve bunu bilinçli şekilde yönetebiliyorsanız yeri geldiği zaman Alman yeri geldiğinde Türk olabiliyorsunuz. Bence iyzico yapısının başarılı olmasının en büyük nedenlerinden biri Türkiye’de genelde yapılmayan şeyleri bizim katı bir disiplinle yapmamız, yeri geldiğinde de Türk gibi davranmamız…

Çalışan profiliniz ne? Nerelerden başvuru alıyorsunuz?

iyzico’da ‘monkey work’ dediğimiz ekran başında öylece oturan insan sayısı çok azdır. Şirketin yüzde 45’i yazılımcıdır. 110 kişilik bir ekibiz. Türkiye’de şu ilginç; yanımda 500 kişi çalışıyor demek önemli ama 500 kişinin ne yaptığı önemli değil. Biz, 200 kişi çalışsın, 500 kişinin yaptığı işi yapsın, 500 kişinin parasını 200 kişiye verelim diyoruz. Ekip büyüyecek ama sisteme veri giren değil her zaman üreten pozisyonlara yatırım yapıyoruz.

Yaş ortalamamız 30,3. Hemen her yerden başvuru alıyoruz, yurt dışından da geliyor. Silikon Vadisi’nden, San Francisco’dan ya da Londra’dan birisi Türkiye’ye dönmek istiyorsa mutlaka kapımızı çalıyor. ‘Türkiye’ye gitmek ve Avrupa’daki bir şirkette gibi çalışmak istiyorsan iyzico’ya başvurabilirsin’ gibi bir algı var oradaki Türklerde. Aynı şekilde yurt dışındaki şirketler de Türkiye’den insan kaynağı kazanmak istiyorlarsa çalışanlarımızın kapısını çalıyor. Geçen yıl yedi çalışanımızı yurt dışına kaptırdık. Gittikleri şirketler de Delivery Hero, Amazon, Japon Rakuten gibi devler. Ama aynı anda Facebook’tan, Google’dan da insan kazandık. Benim çok istediğim şeylerden biri İstanbul’u dışarıda pazarlayabilmek. Biz Avrupa’da doğru hedef kitlelere ulaşabilirsek buraya ciddi anlamda beyin çekebiliriz. Ama jeopolitik durumun biraz oturması lazım.

İşe alım süreçleriniz nasıl? Hangi kriterle işe alıyorsunuz?

İlk noktadan başlayarak insan odaklı giden bir sürecimiz var. Nereden geldiğin ve ne yaptığın benim için o kadar önemli değil, o CV’de yazıyor zaten. Bundan sonra nereye gitmek istiyorsun, bu önemli. Çünkü birlikte bir yolculuğa çıkıyoruz, bu yolculuğa dahil olmaya hazır mısın? Farklı aşamalarda benim hep sorduğum bir soru var; “1 dünyanın en mutsuz insanı 10 dünyanın en mutlu insanıysa şu anki hayatına bir puan ver.” Bu benim için çok önemli, kendisiyle barışık ve mutlu insanlarla çalışmak büyük bir avantaj sağlıyor.

Peki ya kadın çalışan oranı?

Çalışanlarımızın yüzde 63’ü erkek, yüzde 37’si kadın. Bu iyi bir oran ama yükseltmeliyiz, yüzde 50’yi yakalamalıyız. Ancak bu sektöre ilgi gösteren kadın sayısı az, istesek de istihdam sağlayamıyoruz. Fintech’te çalışmak isteyen kadınların iyzico’yu bir seçenek olarak görmesini istiyoruz.

Bu kültüre bir ev gerek

iyzipark projesi nedir, ne zaman gerçekleşiyor?

Şirket kültürü bizim için çok önemli. Çünkü şirket kültürü burada çalışan insanların toplamı. Bu insanlardan dışarıya yansıyan enerji. Şu duvara enerjik yazdığımız için değil, buradaki insanların üretmeyi seven, çalışkan insanlar olmasından... iyzico’nun şirket kültürünü oluşturduğumuza inanıyoruz. Şimdi bu kültürü yaşayabileceğimiz bir eve ihtiyacımız var. iyzipark taşınacağımız yeni ofis kompleksi bizim yeni evimiz olacak. Altunizade’de 4 bin metrekare alan üzerinde, üç cam binadan oluşuyor. 3 bin metrekarelik ofis alanı, içinde kafe-restoran, spor alanları, 700 metrekarelik teras… Nisan ayında taşınmayı planlıyoruz. Çalışan sayımız da artacak.

Bize ulaşın

 

Teklif talebi

 

Gönder