Enerji Doğu’dan yükselecek

Enerji Doğu’dan yükselecek

Dünya enerji gündemi nereye gidiyor? KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Onur Okutur, uğruna dünya siyasetinin bir gecede değiştiği ‘enerji’nin dinamiklerini ele aldı, KPMG EMA Küresel Enerji Enstitüsü Başkanı Michael Salcher ile ‘enerji’de ufuk turuna çıktı. Michael Salcher’e göre, dünya enerji piyasaları bugüne kadar görülmemiş köklü bir geçişle karşı karşıya. Yenilenebilir enerjinin durdurulamayacağı bir düzene yol alıyoruz.

İlgili içerik

Onur Okutur - Michael Salcher

Asya büyüyen talebiyle yeni dönemin en önemli oyuncusu olacak. Küresel fiyatlamadan enerji arzı güvenliğine, CO2 oranlarının düşürülmesinden iklim korumaya birçok alanda rol üstlenecek. Michael Salcher’in, Onur Okutur’un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Küresel enerji piyasaları son yıllarda enerji fiyatlarının yanı sıra enerji politikaları ve teknolojileri konusunda da önemli değişikliklere şahit oldu. Küresel enerji piyasalarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Enerji piyasaları hemen her açıdan bugüne kadar görmediğimiz kadar köklü bir geçişle karşı karşıya: enerji politikaları, yeşil enerji, yeni teknolojiler ve müşteri davranışları önemli bir değişime yol açacak.

Paris'te imzalanan COP 21 anlaşması, dünyanın ve çevremizin korunması konusunda önemli bir adımdı. Anlaşmayı 170 ülke imzaladı. Mutabık kalınan kuralların ulusal enerji politikalarının bir parçası olarak uygulanması içinse Paris Anlaşması’nın ilgili ülkeler tarafından hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu biraz zaman alacaksa da, katılımcı ülkelerin izleyeceği yön ve göstereceği kararlılık belirleyici olacak.

Ayrıca, enerji üretiminde büyük bir değişimin yaşandığı dünyada yenilenebilir enerji artık durdurulamayacak. Yoğun enerji kullanan ülkelerin, makul fiyatlar, arz güvenliği ve yeşil enerji arasında doğru dengeyi kurabilmeleri gerekiyor. Bu ise hiç kolay değil ve bu konuda birbirinden farklı ulusal trendler görüyoruz. Enerji sistemini kontrollü bir şekilde idare etmek için gerekecek olan konvansiyonel enerji elbette tamamen yok olmuş değil.

Şirketler kendi enerjisini üretecek

Dijitalleşme ve yeni teknolojiler enerji dünyasını değiştirecekse de bu değişim beklendiği kadar hızlı gerçekleşmeyecek. Pek çok enerji şirketi, müşteri talebini kurumsal stratejilerinin merkezine koyuyor. 5 yıl içerisinde, enerji şirketlerinin pek çok müşterisi sanayi ve ticarethane müşterilerden oluşacak ve bu şirketler kendi enerjilerini üretmek için teknolojik fırsatlardan faydalanacak. Bunun içinse, dijital altyapıya büyük yatırımlar yapılması gerekiyor.

Arzın yarısını Asya talep edecek

ABD’de başkanlık değişiminin gelecekteki enerji piyasaları üzerinde büyük etkisi olacak. ABD nükleer fosil yakıtları yoğun kullanmaya devam edecek ve yenilenebilir enerjinin gelecekte ne rol oynayacağını zaman gösterecek. Avrupa yeşil enerji sistemine doğru hızla ilerlese de, hemen her ülke birbirinden farklı enerji girişimlerinde bulunuyor. Diğer taraftan, Avrupa Birliği, farklı ülkelerin uyguladığı enerji politikası mevzuat ve yönetmeliklerini uyumlaştırmaya yönelik çabalar sarf ediyor. Asya ise yoğun bir altyapı ve enerji talebiyle karşı karşıya. 2035 yılına kadar, küresel enerji arzının yarıdan fazlasını Asya ülkeleri talep edecek. Asya, küresel yakıt fiyatlarının, genel enerji fiyatlarının ve enerji arzı güvenliğinin yanı sıra çevre kirliliği, CO2 verimliliği ve iklim koruma girişimlerinde de önemli bir rol oynayacak. 

Fosil yakıtların ve nükleer enerjinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Paris Anlaşması’nın yenilenebilir enerjinin geleceği üzerinde ne tür etkileri olacak?

Yenilenebilir enerji büyük bir yükselişte. Ancak iklim koruma sadece enerji üretimiyle değil özellikle enerji tüketimiyle de ilgili bir durum. İklimin korunabilmesi için, enerji talebini azaltacak enerji verimliliğine de büyük bir önem verilmesi gerekiyor. Diğer taraftan, yakıt hücreleri baskın teknoloji olduğu sürece e-mobilite için dağıtık güce ihtiyaç duyulacak.

Paris Anlaşması’na imza atan tüm ülkelerin bu anlaşmayı kendi ulusal mevzuat ve yönetmeliklerine entegre etmeleri isteniyor ve bunun için her ülke kendi enerji karışımını bulmak zorunda. Ulusal enerji politikaları belirleyici bir rol oynayacak.

Şu anda piyasada yenilenebilir enerji için büyük miktarlı sübvansiyonlara ihtiyaç olduğu görülüyor. Yakın bir gelecekte, rüzgar ve güneş enerjisinin sadece belli pazarlardaki enerji sistemlerine entegre edileceğini ve tarife mekanizmalarında artık desteklenmeyeceğini göreceğiz. Getiriler normalleşecek ve piyasa dinamiklerinin yine kendi başına gelişmesi gerekecek. Bu durum ise bu tür yatırımların cazibesini finansman açısından azaltacak.
 

İklim değişikliği yavaşlayabilir

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için önemli bir değişim gerekeceğini gösteriyor. Anlaşma dünyada ilk kez zararlı emisyonların en aza indirilmesine yönelik bir yol haritası çiziyor, bu da tüm dünyada kömür, petrol ve gaz gibi fosil teknolojilerden çıkılması anlamına geliyor. Tüm değer zincirinde, enerji verimliliği tedbirleri, enerji talebinin azaltılmasında vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelecek. Rüzgar ve güneş enerjisinin yanı sıra, her ne kadar iklim üzerinde doğrudan etkisi olan teknolojiler olmasa da biyokütle ile karbon yakalama ve depolama da bunda önemli bir rol oynayacak.

Güney Amerika, Afrika ve bazı Asya ülkelerinde yenilenebilir teknolojilere geçilmesi iklim değişikliğini kayda değer miktarda yavaşlatabilir. Paris Anlaşması, know-how transferi ve finansman araçları gibi bazı aksiyonlar öngörüyor.
 

Başta Venezuela ve Körfez İşbirliği Ülkeleri olmak üzere petrole bağımlı ülkeler ekonomik durgunluk yaşıyor. Bu ülkelerin geleceğe dönük enerji stratejileri nasıl olmalı?

Bir ülkenin ekonomisini etkileyen pek çok faktör vardır. Örneğin Latin Amerika’da, pek çok ülke elektrik üretiminde ana kaynak olarak hidroenerji kullanıyor. Venezuela Batı yarım kürenin en büyük konvansiyonel petrol ve en büyük ikinci doğal gaz rezervlerine sahip. Venezuela aynı zamanda dünyanın en büyük hidroelektrik üreticilerinden biri ve ülkenin ulusal elektrik tüketiminin büyük bir kısmı bu teknolojiyle karşılanıyor. Petrol ise devletin toplam gelirlerinin yaklaşık yarısına denk geliyor. Düşen petrol fiyatları Venezuela’yı büyük bir krizle karşı karşıya bıraktı. Ülke şimdi, petrol fiyatını stabilize edebilmek amacıyla keşif ve üretim faaliyetlerini yavaşlatacak.

OPEC ülkeleri ve diğer ülkeler, tarihi bir hamle diyebileceğimiz tedbirler üzerinde mutabık kaldı. Venezuela enerji piyasalarını stabilize etmek istiyor ve bunun için diğer ülkelerin mutabakat ve kararlılıklarına da bel bağlıyor. Diğer taraftan, Venezuela küresel petrol piyasalarına büyük ölçüde bağımlı olduğundan ve petrol fiyatlarındaki düşüşleri telafi edebilecek sermaye birikimine sahip olmadığından, yüksek borçluluk, enflasyon ve artan yoksulluk bu ülke için zaten kötü olan durumu kritik bir hale getirebilir.
 

Payını koruma stratejisi

GCC ülkeleri (Körfez İşbirliği Konseyi üyesi, Suudi Arabistan, BAE, Katar gibi ülkeler) gibi diğer ülkeler de önemli bir bütçe açığı sorunuyla karşı karşıya ve mutlaka maddi tasarrufa gitmeleri gerekiyor. Ancak bu ülkeler aynı zamanda dünya petrol piyasalarındaki paylarını da korumak istiyor. Bunun içinse üretim ve ihracat yapabilmeleri gerekiyor. Bu ülkelerde büyük bir sermaye rezervi varsa da GCC ülkelerinin yeniden denge sağlayabilmeleri için belli bir petrol fiyatı seviyesine de ihtiyaçları var. Gelecekte tüm endüstriler petrole olan bağımlılığı azaltmak için daha fazla çeşitliliğe yönelecek. Sürücüsüz araçlar, e-mobilite şirketlerine yatırım ve özelleştirme konusunda birbirinden farklı gelişmeler yaşanıyor. GCC’de yenilik konusunda da güçlü bir motivasyon var.

Sizce petrol ve doğal gaz gibi emtiaları gelecekte neler bekliyor? Bu emtiaların yatırımcılarının ve üreticilerinin atabileceği en mantıklı adımlar neler olabilir?

Enerji sistemimiz genel olarak köklü bir değişimden geçiyor ve sadece belirli emtialara odaklanmak yanlış bir hamle olur. Bölgeler bakımından farklı hızlarla da olsa küresel enerji dönüşümü devam ediyor. Başta Almanya veya İskandinav ülkeleri olmak üzere Avrupa bunda başı çekiyor.

Diğer taraftan, yenilenebilir enerjiye yönelik seçenekler dalgalı ve dengesiz olduğu ve enerji altyapısı ile süper depolama sistemleri gibi teknolojiler yeterince gelişip yaygınlaşmadığı sürece, kömür, petrol ve doğal gaz, elektrik üretimi, ısıtma ve ulaştırma için başlıca yakıtlar olmayı sürdürecek. Almanya örneğine bakalım; nükleerden çıkış şu anda kömür santrallerinde elektrik üretimiyle telafi ediliyor.

Üstelik tahminler, tüm teknolojiler başarıyla uygulansa bile dengeleyici ve yedek yakıt teknolojilerine yine de büyük ihtiyaç duyulacağını gösteriyor. Önümüzdeki 20 yıl ve sonrasında fosil teknolojileri yine enerji sisteminin bir parçası olacaksa da bazı ülkelerde bunların kullanım alanı önemli ölçüde daralacak. Yatırımcılar ve üreticiler her ülkedeki enerji politikalarını ve enerji talebi beklentilerini dikkatle analiz etmek zorunda.
 

Enerji ithalatına bağımlı ülkeler petrol fiyatlarındaki ve enerji piyasasındaki değişiklikler karşısında nasıl bir duruş sergilemeli? 

Farklı kaynaklara sahip ülkeler güçlü bir konumda ve diğer ülkeleri bağımlı bir konuma getirebiliyor. Petrol ve doğal gaz bunda büyük bir rol oynuyor. Bu tür yüksek bağımlılıkların söz konusu olduğu bir dünyada, politik ve ekonomik çıkarlar birbirine yakından bağlı. Bununla birlikte, mevcut ortamda bazı önemli faktörlerin mutlaka dikkate alınması gerekiyor: Yenilenebilir enerjinin ağırlığının artacağı gelecekte, petrol, gaz ve kömürün önemi azalabilir. Ayrıca, LNG ve kaya gazı gibi teknolojiler sayesinde bazı ülkeler ithalat/ihracat durumlarını yeniden konumlandırmayı ve bağımlılıklarını azaltmayı başardı. Ayrıca, rüzgar ve güneş enerjisi üretimi ile süper depolama sistemleri, enerji arzının güvene alınmasına büyük bir katkıda bulunabilir. Bu sayede enerji, kaynaklara sahip olmaya değil teknolojiye liderlik etmeye dayanacak. Bu ise bir teknolojik ilerleme ve entegrasyon konusu. Böyle bir dönüşüm için zamana ihtiyaç olacak. Dengeli bir siyasi ortama kavuşmak ve iklim korumaya odaklanmak için tüm ülkelerin işbirliği gerekiyor.
 

Türkiye benzersiz bir konuma geliyor

Net enerji ithalatçısı olan Türkiye, Türk Akımı ve Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP) gibi projelerle Doğu ile Batı arasında bir enerji köprüsü olma yolunda. Bu tür projeler Türkiye’yi uzun vadede nasıl etkileyebilir?

Türkiye büyüyen bir ekonomi ve iç talebi karşılamak için doğal gaz ithalatına daha fazla ihtiyaç duyacak. Türk Akımı ve TANAP gibi yatırım projeleri, Türkiye’nin bu tür bir iç talebinin uzun bir süre boyunca karşılanmasına katkıda bulunabilir. Türkiye Rusya’nın, Almanya’dan sonra, ikinci büyük doğal gaz ithalatçısı. Bu iki iletim projesi sayesinde Türkiye Avrupa’ya yönelik enerji arzında benzersiz bir konuma gelecek ve Karadeniz üzerinden gaz tedarikine önemli bir alternatif oluşturabilecek. Gazın AB ülkelerine de tedarik edilmesi halinde, Türkiye, Türk Akımı ve TANAP projeleri sayesinde AB için lider bir gaz ve enerji ticareti merkezi haline gelebilir. Türkiye gazın Avrupa’ya güvenli bir şekilde tedarik edilmesine katkıda bulunuyor. Türkiye, hem ithalatçı bir ülke hem de bir geçiş ülkesi olarak oldukça önemli bir rol oynayacak.

Türkiye büyük bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip.

Bu potansiyelden tam olarak faydalanılabilmesi için politika yapıcılara ve yatırımcılara neler önerirsiniz?

Politika yapıcılar gelecekteki arz ve talebi doğru tahmin etmeli ve hem üretim hacimleri hem de gerekli altyapı konusunda net hedefler koymalı. Enerji sistemini dönüştürmeye yönelik bir plan, enerji fiyatlarının yerli sanayi, yeni enerji santrallerinin yatırımcıları, boru hatları ve düzenleyici kurumlar için makul seviyelerde olmasına dayanak teşkil edecek.

Gelecekteki enerji karışımı hem arz güvenliği ve üretim bağımsızlığı hem de enerji maliyetleri açısından önemli. Diğer yakıt teknolojilerine karşı yenilenebilir enerji teknolojilerine önemli sübvansiyonlar getirilmesi, mevcut hacmi enerji sistemine entegre etme konusunda belli bir süre işe yarayabilir. Ancak, enerji politikalarında, iklim koruma hedeflerine ve enerji fiyatlarının makul seviyelerde olmasına da dikkat edilmesi gerekiyor. Üstelik sadece ticari ve konut tüketicileri için değil, özellikle sanayi için de bu gerekli.
 

Güneş ve rüzgara yatırım dalgası

Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda rüzgar ve güneş santrallerine yönelik bir yatırım dalgası yaşanması bekleniyor. Türkiye’nin, maksimum potansiyelini açığa çıkarabilmek için buna uygun bir altyapıya ihtiyacı var.

Yeni bir enerji dünyasına atılacak bir başka büyük adım ise talebin optimize edilmesi olacak. Enerji verimliliği tedbirleri, etkin bir enerji sisteminin önemli bir parçası. En ucuz kilovatsaat, ihtiyaç duyulmayan saattir.
 

Sizce yakın bir gelecekte hangi ülkeler en fazla yabancı yatırımcıyı çekecek ve bu yatırımcılar hangi kaynak türlerini tercih edecek?

Günümüzde yatırımcıların bir numaralı gözdesi öngörülebilir nakit akışları sunan varlıklar. Örneğin Avrupa’daki düzenlemeye tabi yatırım araçları, özsermaye yatırımlarından belli bir kâr elde etme konusunda güvenli bir liman olarak görülüyor.

Depolama sistemleri gibi teknolojiler için düzenleyici ortamın ve iş modellerinin geliştirilmesi gerekiyor. Ancak bu aynı zamanda önemli yatırım fırsatları anlamına da gelebilir.

Şu anda bir “bekle ve gör” aşamasındayız: ABD’deki Trump dönemini ve İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonra AB’nin geleceğini yakından izleyip analiz etmemiz gerekiyor. Bir başka ifadeyle, yakın zamanda enerji piyasaları için önemli olan pek çok yeni çevresel koşulla karşılaşacağız.

Depolama teknolojilerine talep var

Tüm dünyada yenilenebilir enerji konusunda pek çok yenilikçi yaklaşım görüyoruz. Sizce ne tür teknolojiler enerji sektörünü temelden etkileme potansiyeline sahip?

Bu aslında karmaşık bir konu… Yenilenebilir enerjinin şu andaki en önemli iki ayağı olan rüzgar ve güneş enerjisinin tüm dünyadaki ağırlığı artacak. Bu aslında yeni bir şey değil. Pek çok ülke bu teknolojilere büyük yatırımlar yaptı ve halen de yapmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, enerjinin üretildiği yerden tüketicilere etkin bir şekilde aktarılabilmesi için uygun altyapılara da büyük yatırımlar yapılması gerekiyor. Bu bağlamda, yüksek maliyetli enerji altyapılarıyla rekabette oyunu değiştirecek bir unsur olarak “depolama teknolojilerine” açık bir talep olduğunu görüyoruz. Biyokütle ile karbon yakalama ve depolama teknolojileri yenilenebilir enerjinin önemli bir ayağı olarak görülse de, bunların iklim üzerindeki olumlu etkileri rüzgar ve güneş enerjisi kadar fazla değil.

Dağıtık enerji üretimi ile enerji verimliliği araçlarının ve girişimlerinin de büyük bir etkisi olacak. Bu alanlarda da önemli yenilikler yaşanıyor.Genel olarak baktığımızda, yenilenebilir enerji konusunda pek çok gelişme ve yeniliğin olduğunu görüyoruz. Biyoenerji, biyoyakıtlar, jeotermal teknolojileri, ısı pompaları, hidrojen, termik hareketlerden elektrik üretimi, atıklardan enerji üretimi ve benzer teknolojiler bunlardan sadece birkaçı. Yenilenebilir enerjiler sanayi üretimi, ısınma, trafik vb. pek çok konuda hayatımızı önemli ölçüde değiştirebilir. Bunların her birinin ise kendine özgü talep özellikleri, düzenleyici ortamları ve maliyet yapıları var.
 

Girişimlerin ve yeniliklerin tüm iş kollarını etkilediğini ve paylaşım ekonomisinin günlük hayatımıza pek çok açıdan girdiğini görüyoruz. Kitlesel fonlamalı elektrik santralleri, evsel kullanıma yönelik enerji depolama sistemleri ve akıllı ev teknolojileri gibi bazı teknolojiler hayatımızda daha fazla hissedilir hale geldi. Sizce bu teknolojik gelişmeler ve paylaşım ekonomisi gelecekte enerji sektörünü nasıl etkileyecek?

Küresel bir modern, dijital ve akıllı enerji dünyası, belli noktaya kadar sağlanmış olsa da hâlâ vizyon aşamasında. Diğer taraftan, bağımsız, sürdürülebilir ve iklim koruyucu olmaya yönelik bir farkındalık ve pek çok girişim de var.

Yeni kurulan pek çok şirket, büyük enerji şebekeleri olmadan platform tabanlı enerji dağıtıyor. Bu platformlar aracılığıyla enerji üretiliyor ve tüketiciler arasında paylaşılıyor. Gelecekte, kendi enerjisini kendi üreten tüketiciler bu enerjiyi depolama sistemlerinde depolayabilecek ve Airbnb örneğinde olduğu gibi, örneğin tatile çıktıklarında bu enerjiyi diğer tüketicilere satabilecek. Buna bir nevi takas düzeni diyebiliriz.

Bu tür uygulamalar bir ülkenin enerji talebini karşılayabilecek nitelikte değilse de, araç ve emlak paylaşımında olduğu gibi gelecekte bizi nelerin bekleyebileceğini göstermesi bakımından anlamlı.

KPMG Gündem 28

KPMG Gündem 28. sayısında iş dünyasındaki profesyonellere zengin ve renkli bir içerik sunuyor.

 
Daha fazlasını oku

Bize ulaşın

 

Teklif talebi

 

Gönder

KPMG’nin yeni dijital platformu

KPMG International, yeni ve ilişkili içeriklere uygun, deneyiminizi geliştiren son teknoloji bir dijital platform geliştirdi.