Vergide kusursuz fırtına | KPMG | TR
close
Share with your friends
Vergide kusursuz fırtına

Vergide kusursuz fırtına

Vergide kusursuz fırtına

Teknoloji çağı ve küreselleşme, toplumsal bir sözleşme olan vergide kuralları yeniden yazdırıyor. Dünya ‘vergi yasal sorun mu etik sorun mu’ sorusuna yanıt arıyor. KPMG İngiltere Küresel Vergi Politikası Başkanı Chris Morgan’a göre vergi tartışması artarak sürecek ve küresel boyut kazanacak.

Maksim Gorki, “Geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz” der. Vergileme açısından yeni kuralların oluşturulduğu ve sıfırlandığı bir dünyada, önümüzde yeni bir yol varken kuralları da yeni araba olarak düşünmek mümkün. Vergi profesyonelleri, yaptıkları işi anlamlandırırken, amaçları çerçevesinde bu değişimi de dikkate alıyor. Çünkü vergi birçok tarafı, paydaşı ilgilendiriyor. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri aslında vergiyi de kapsıyor. IFA Türkiye’nin düzenlediği 21’inci Yüzyılda Sınır Ötesi Vergi Sorunları Semineri’ne KPMG İngiltere Küresel Vergi Politikası Başkanı Chris Morgan konuşmacı olarak katıldı. Morgan, KPMG Gündem’in sorularını yanıtladı.

Abdulkadir Kahraman Chris Morgan

‘Vergi sadece yasal bir sorun mu yoksa etik boyutu da mı var?’ tartışmasının hararetli olduğu bir dönemden bu yana KPMG’nin İngiltere’deki Küresel Vergi Politikası Başkanısınız. Tartışma artarak devam mı edecek yoksa her şey normal seyrinde mi kalacak?

Öncelikle ‘Vergi yalnızca yasal bir sorun mu yoksa etik boyutu da mı var?’ sorusuna bulduğumuz cevabı paylaşmak istiyorum. Bu soru vergi tartışmasındaki farklı paydaşların neden olaya farklı boyutlardan yaklaştığını çok güzel ortaya koyuyor. Bazı insanlar bu durumun tamamen yasal olduğunu söylüyor ve “Yasal ise yapabilirim” diyor. Diğerleri ise konuya etik açıdan yaklaşıyor ve bir başkasının ödemesi gereken ‘doğru vergi miktarını’ belirleyebileceklerini ima ederek, belirli mükelleflerin (özellikle kurumların veya yüksek gelirlilerin) mümkün olduğunca çok vergi ödemeleri gerektiğini düşünüyor. Her iki pozisyon da hukukun üstünlüğünü zayıflatıyor. İlk görüş, hukuki açıdan kanunun neyi başarmayı hedeflediğini göz ardı ediyor, ikinci görüş ise öznel. Bizim bu soruya cevabımıza göre, ödenecek vergi miktarı kanuna ve yasal tanımlara göre belirlenmelidir. Ancak, yapı, planlama ve yorum konusunda yapılması gereken seçimler var ve her insan eyleminde olduğu gibi bunlar ahlaki veya etik hükümler taşıyor. Bu nedenle vergi hem yasal hem de etik/ahlaki bir sorun.

Vergi tartışmasının artarak devam edeceğini ve giderek daha küresel bir boyut kazanacağını düşünüyorum. Hükümetler daha yüksek gelir toplamayı hedeflediği için bu durum kaçınılmaz. Diğer yandan, en azından kurumlar vergisi konusunda, modern iş modelleri verginin nereye ödenmesi gerektiğini belirlemeyi daha zor hale getiriyor. ‘Dijital ekonomiyi’ nasıl vergilendirmek gerektiği üzerine yapılan tartışma da buna iyi bir örnek. Birçok Avrupa hükümeti ve AB kuruluşları, teknoloji şirketlerinin Avrupa’da yüksek gelir elde etmeleri halinde o bölgede ciddi ölçüde kurumlar vergisi ödemeleri gerektiği görüşünde. Hem de bu şirketlerin mevcut uluslararası kanuna göre vergilendirilebilir varlıklarının bulunmaması durumunda bile medya bu durumu sıklıkla, vergiden kaçınma veya vergi adaleti sorunu olarak yansıtıyor. ABD’deki görüş; tüm katma değer ve fikri mülkiyet ABD’de yaratılıyor ve kendi kanunlarına göre bu gelir ABD’de vergilendirilebilir veya vergiden muaf tutulabilir yönünde. ABD’deki en son vergi değişiklikleri bu tartışmayı büyük ihtimalle daha karmaşık hale getirecek.

Diğer bir örnek; Birleşmiş Milletler’in “sürdürülebilir kalkınma hedeflerine” baktığınızda, gelişmekte olan ülkelerden toplanan vergilerde onları finanse etmek amacıyla ciddi artış olacağı açıkça görülüyor. Bu bizi doğrudan çok uluslu şirketlerin ödemeleri gereken vergileri ödeyip ödemedikleri ve bu ülkelerde vergi tabanını ne ölçüde genişleterek kayıt dışı ekonomiyle mücadele edebilecekleri tartışmasına götürüyor. Farklı insanların bu konularda farklı görüşlere sahip olduğu açıkça görülüyor. İngiltere’de başlattığımız ve şimdilerde küresel ölçekte yayılan ‘Sorumlu Vergicilik’ tartışması, taraflı ve çekişmeli bir noktadan başlamaktansa ortak çözümler bulmak için çeşitli paydaşların birbirinin görüşlerini ve tüm gerçekleri anlamasını amaçlıyor.

Artan vergi tartışması paydaşlara yönelik ne tür riskler taşıyor? Paydaşların vergi politikaları arasında bir trend görüyor musunuz?

Tartışma kızışıp, taraflı ve politize olduğunda kötü politikalara yol açma riski var. Konuşmamızın başında bahsettiğim dijital ekonomiyle ilişkin tartışmada da gördüğümüz üzere böyle bir risk açıkça ortada. Bazı hükümetler vergi alımını artırmak ve neyin vergiden kaçınmak, neyin adaletsiz bir sistem olduğunu söylemek konularında politik baskı altında. Tartışmanın çoğunlukla dengesiz olduğuyla ilgili endişelerde doğruluk payı var.

Bir işletmenin, değişim ihtimalini inkar etmek yerine yapıcı ve işbirlikçi şekilde yanıt vermesi önem taşıyor. Eğer küresel olarak kararlaştırılan bir çözüm bulamazsak, dijital ekonomi faaliyetleri üzerindeki tek taraflı vergilerde -en son saydığımda sekiz taneydi- artış görürüz. Bu durum, maliyet, karmaşa ve büyük ihtimalle çifte vergilendirmeyi beraberinde getireceği için işletmelere sorun yaratacak. Bunun sonucunda, teknoloji büyümenin ana ivmelerinden biri olduğu için ekonomi ve aynı zamanda tüketiciler de olumsuz yönde etkilenecek. Bu durum ayrıca artan ihtilafların vergi zammı maliyetini yukarı çekmesiyle karşılaşan hükümetler üzerinde de olumsuz bir etki bırakacaktır. Ayrıca söz konusu hükümetler, misillemeci vergi değişiklikleriyle birlikte toplam vergi gelirlerinde bir azalmayla da karşı karşıya kalabilir. Özetle, bölünme ve çatışma kimseye fayda sağlamaz.

KPMG’nin sorumlu vergicilikle ilgili ‘küresel prensipler’i topluma nasıl bir katma değer sağlar? Meslekte, hem KPMG hem de müşteriler açısından çalışma konusunda belirgin bir değişim var mı?

‘Küresel prensipler’in 2016 sonu itibarıyla güncellenmesinden bu yana KPMG’nin çalışma şeklinde ciddi bir değişiklik oldu mu diye sorarsanız “Hayır” cevabını veririm. Toplumun vergiye karşı tutumu geçtiğimiz 15-20 yıl içinde birçok sebepten değişti. Aynı şekilde bizim, müşterilerimizin ve çoğu danışmanın da çalışma şekli değişim gösterdi. Prensipler böylelikle, üye firmalarımızdan çoğunun halihazırda yaptığı şekilde, küresel ölçekte benimseniyor veya örnek uygulama işlevi görüyor.

Küresel prensipler, müşterilerimize, çalışanlarımıza, yasa düzenleyicilerine ve kamuya vergiye yaklaşımımız hakkında genel bir çerçeve çiziyor. Çizgimizi belli ederek, vergi tartışmasına güvenle ve güvenilirlikle gireriz. Örneğin; kanunun açığını bulacak veya gerekli esası ya da ticari amacı olmayan modelleri teklif etmeyiz ve uygulamayız. Bu bize toplumun ortak menfaati için çözüm geliştirmekte uzmanlığımızı sunma imkanı tanıyor. Müşterilerimizi değişen sosyal normlar karşısında yönlendirebildiğimizi ve savunabilecekleri vergi stratejileri ile prensipleri geliştirebildiğimizi göstererek, onlara fayda sağlıyor. İhtilafları azaltacak veya hızlı bir şekilde çözüme kavuşturacak, açık ve güvene dayalı ilişkiler kurmaya odaklı olduğumuz için küresel prensipler ayrıca hükümetlere ve vergi idarelerine de fayda sunuyor.

Bize ulaşın

İlgili içerik